Bir kısım İslâm âlimleri ise Allah'ın el, yüz, göz, arşa istiva ve gelmesi gibi niteliklerini yorumlamış ve tevil etmişlerdir. Bu âlimlerin yorumlarına göre, Allah'ın elinden maksat, gücü, kudreti ve nimetidir. Allah'ın yüzünden maksat O'nun zatı ve rızasıdır. Allah'ın gözünden maksat, ilmi, yardımı, himayesi, gözetimi ve denetimidir. Allah'ın gelmesinden maksat emrinin gelmesidir. Allah'ın arşı istivasından maksat; arşı istila etmesi ve arşa hâkim olmasıdır. Allah'ın inmesinde masat, nimet ve rahmetinin inmesidir. Allah'ın yakın olmasından maksat, af, merhamet ve yardımının yakın olmasıdır. Allah'ın beraber olmasından maksat, O'nun kullarının her halini görmesi, bilmesi, murakabesi, ve onlara yardım etmesidir. (Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)
Eserde tam bağlamı aç →İman ve mükellefiyet.
İlmihalin başlangıcı yalnız yapılacaklar listesi değildir. İnancın esasları, insanın ne zaman ve hangi şartlarla dinî sorumluluk taşıdığı ve niyetin amelle ilişkisi birlikte anlaşılır.
Önce bütünü,
sonra ayrıntıyı.
- 01
İman ile İslâm kavramlarının ilişkisi
- 02
Mükellefiyet, akıl, bulûğ ve ehliyet
- 03
Niyetin ibadetlerdeki yeri
- 04
Farz, vâcip, sünnet, mendup, mekruh ve haram dili
Mu‘temed yolu
kendi diliyle okuyun.
Hanefî fıkhında farz ile vâcip, delilin kesinlik derecesine göre teknik olarak ayrılır. Bu ayrım namaz ve kurban gibi birçok bölümde sonuç doğurur.
Hükmü bağlamı ve
kaynak sayfasıyla okuyun.
Aşağıdaki parçalar başlık özeti değildir; verilen eserlerin ilgili sayfalarından geniş metinlerdir. Tam sayfa bağlantısı metnin öncesini ve sonrasını da açar.
S.20-İman artar veya eksilir mi? C.20- İman, inanılması gereken hususlar (iman esasları) açısından artmaz ve eksilmez. İman, güçlü veya zayıf olma açısından farklılık gösterir. Kiminin imanı kuvvetli kiminin zayıftır. Kiminin imanı tam anlamıyla içine sinmiş, kimininki yüzeysel kalmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'deki“Müminler ancak onlardır ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah'ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanını artırır.” anlamındaki âyetler ile bu konudaki hadisler, imanın kuvvet, kalbin derinliklerine nüfuz yönüyle farklı seviyelerde olabileceğini göstermektedir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.73)
Eserde tam bağlamı aç →Peygamberimizin Özellikleri Bütün peygamberler, peygamber olmak itibariyle aralarında bir fark yoktur. Aralarında ayırım yapmadan hepsinin peygamberliğine inanır ve hepsinin de Allah tarafından gönderilmiş olduklarını gönülden tasdik ederiz. Ancak, Allah’ın kendilerine verdiği bazı özellikler sebebiyle aralarında üstünlük sözkonusudur. İşte bizim Peygamberimiz bazı özellikleri sebebiyle diğer peygamberlerden üstündür. Bu özellikler şunlardır: 1. Peygamberimiz, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Diğer peygamberler bir millete, bir kabileye gönderilmişken bizim Peygamberimiz tüm insanlara peygamber, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bazılarının sandıkları gibi o, yalnız Arapların değil, bütün insanların peygamberidir. 2. Peygamberimiz’in getirdiği din, son dindir. Peygamberimiz’in tebliğ ettiği İslâm Dini, en son ve en mükemmel dindir. Bundan sonra başka bir din gönderilmeyecek ve bu din hiç bir değişikliğe uğramadan kıyamete kadar devam edecektir. 3. Peygamberimiz son Peygamberdir. Peygamberimiz, peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra başka peygamber gönderilmeyecektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “Muhammed,sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Rasülü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilir.” (Ahzab, 40) Peygamberimiz’in vefatından sonra bazı kimseler Peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmışlarsa da bunlar tarihe “Yalancı Peygamberler” diye geçmişlerdir. “Müseylemetü’l-Kezzap/Yalancı Müseyleme” bunlardan biridir.
Eserde tam bağlamı aç →Peygamberlerin Görevleri ve Sıfatları Peygamberler, Allah ile kulları arasında elçilik yaptıklarına göre görevleri; Allah’ı tanıtmak, O’na nasıl ibadet edileceğini bildirmek, Allah’ın emir ve yasaklarını duyurmaktır. Bunun için gönderilmişlerdir. Bütün peygamberler bu görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmişlerdir. Peygamberler bizim gibi insanlardır. Ancak, Allah’ın seçkin kulları oldukları için bir takım sıfatları vardır. Bu sıfatlar, vacip ve caiz olmak üzere ikiye ayrılır. Peygamberlerde Bulunması Vacip Olan Sıfatlar 1.Sıdk: Doğruluk demektir. Peygamberler doğru ve dürüst insanlardır. Kesin olarak yalan söylemez, hile ve haksızlık sapmazlar. Din adına ne söylemişlerse hepsi Allah’tandır ve hepsi de doğrudur. “Oldu” dedikleri şey olmuş. “Olacak” dedikleri ise olacaktır. Peygamberler, sadece peygamber olduktan sonra değil, peygamber olmadan önce de yalan söylememişler ve kimseyi aldatmamışlardır. 2.Emânet: Güvenilir olmaktır. Peygamberler her yönden güvenilir insanlardır. Aldıkları görevleri gereği gibi yapmış, kendilerine emânet edileni istenildiği gibi korumuş, hıyanette bulunmamışlardır. 3.Tebliğ: Duyurmak demektir. Peygamberler Allah tarafından kendilerine vahyedilmiş olan her şeyi eksiksiz olarak insanlara duyurmuşlardır. Esasen bu, onların peygamberlik görevidir. 4.Fetânet: Akıllı ve zeki olmaktır. Peygamberler en akıllı ve en anlayışlı insanlardır. Çünkü, akıllı olmasalar görevlerini yapamazlar. 5.İsmet: Günahtan korunmuş olmak demektir. Peygamberler örnek oldukları için Allah onları günah işlemekten korumuştur. Bu sıfat, Peygamberlerden başkasında bulunmaz, yani peygamberlerden başkası masum değildir.
Eserde tam bağlamı aç →Peygamberlere iman etmek, imanın şartlarındandır. Nitekim Cenab-ı Hak, bir kimseye ve bir kavme bir peygamber veya onun tebliğleri ulaşmadıkça, kimseye azâb etmeyeceğini bildirmektedir: «Biz, bir resul gönderînceye kadar, azâb ediciler değiliz». (Bkz. el- İsrâ Sûresi, âyet 15). İlk peygamber, aynı zamanda insanlığın atası olan Hazret-i Âdem’dir ve son peygamber «Hâtemül Enbiya» olan Şanlı Peygamber Hazret-i Muhammed’dir. (Bu ikisine ve aralarında gelip geçen bütün peygamberlere salât ve selâm olsun). Şanlı Peygamberimizden sonra peygamber gelmeyecektir. Şanlı Peygamberimize iman eden bir kişi aynı zamanda bütün peygamberlere de iman etmiş olur. Çünkü biz, onların da hak peygamberler olduklarını, Allah ve Resûlü’nün bildirmesi ile biliyoruz. Cenab-ı Hak, Şanlı Peygamberler dizisini, insanları, güzel haberlerle sevindirmek üzere «müjdeci» ve hak yoldan ayrıldıkları zaman azâb göreceklerini haber verici bir «korkutucu» olarak göndermiştir. Bu konuda yüce ve mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: «(Biz), peygamberler (i rahmet) müjdecisi ve azâb habercisi olarak (gönderdik). Tâ ki, peygamberlerden sonra, insanların, Allah’a karşı (özür diye ileri sürebilecekleri) bir bahanesi olmasın». (Bkz. en-Nisâ Sûresi, âyet 165). İslâm’da «peygamberlere iman» gibi «peygambere itaat» etmek de emredilmiştir. Yüce ve mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: «Kim, Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyi insanlarla beraberdirler. Onlar, ne iyi arkadaştır». (Bkz. en-Nisa Sûresi, âyet 69). Yine, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: «Biz, peygamberleri Allah’ın izni ile ancak, kendilerine itaat edilsin diye gönderdik.» (Bkz. en-Nisâ Sûresi âyet 64). Bir de şu,…
Eserde tam bağlamı aç →berler, Allah’ın sevip ve seçtiği kimselerdir. Cenab-ı Hak, onları, en küçük yaşlardan itibaren koruması altına alır. Bununla birlikte, peygamberler de yanılabilir, dinimizde buna zelle» (sürçme) denir. Peygamberlerin, beşeriyet icabı, bu tip yanılmaları dahi, derhal ve Allah’ın izni ile «Vahiy Meleği» tarafından düzeltilir. Peygamberler, hatâ üzerinde bırakılmaz. 2. Emanet: Peygamberler, çok güvenilir kişilerdir. Onlar, «emin»dirler. Onlar, Cenab-ı Hakk’ın kendilerine tevdi ettiği vazifeleri, asla tâviz vermeden yerine getirmişlerdir. Onlar, «Allah» demiş ve «dosdoğru yürümüşlerdir». 3. Fetanet: Peygamberler, asla gaflete düşmezler; her işleri ve sözleri, daima Allah içindir. O’nun rızasından başka bir gaye gütmezler. Hayatları, mematları Allah içindir, gündüzleri ve geceleri, hep Allah’ın zikri ile doludur. Onlar, bir an bile O’nun zikrinden ve hükmünden gafil olmadılar. Peygamberler son derece zeki, akıllı ve uyanık kimselerdir. 4. Sıdk: Doğruluk demektir. Peygamberler asla yalan söylemezler ve doğruluktan ayrılmazlar. 5. Tebliğ: Peygamberler, Allah’ın onlara «vahyettiklerini» aynen tebliğ etmişlerdir. Dîn olarak söyledikleri, tamamen Allah’ın emirleridir. Onlar, kendiliklerinden bir şey söylemezler, hâşâ, âyet ve sûre uyduramazlar. Onlar, kendilerine ne vahyedilmişse, onu tebliğ etmişler ve herkesten önce, kendileri, bu emir ve tebliğlere uymuşlardır. Ancak, unutmamak gerekir ki, peygamberler, Allah’ın vahyettiği hükümleri, herkesten iyi anlayan ve yorumlayan ilim sahipleridirler. Hadîsler (Peygamber sözleri ve davranışları), böylece meydana gelmiştir. Peygamberler, Allah’ın emirlerini yalnız tebliğ etmekle yetinmemiş, onları, bizzat kendileri hem yaşamış, hem de «tefsir etmişlerdir» (yorumlamışlardır). İmam-ı A’zam Ebu Hanîfe Hazretleri, «Fıkh-ı Ekber»inde,…
Eserde tam bağlamı aç →dan beri onları hiç sevmezdi . Hazret-i İbrahim Aleyhisselam ' ı n dini üzere Allah'a ibadet ederdi. Zaman zaman Mekke civarında bulunan Hira dağ ı na gider, Allah' ı n kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. Allah'ın kendisine ta ezelde ihsan ettiğ i aşk ile muhabbet denizine açılır, kalbinde yanan tevhid nurunun pırıltıları içinde Allah' ı zikrederdi. Peygamberimiz yine b ir gün, Hira mağarasında iken Cebrail aleyhisselam Allah' ı n emri ile ona peygamberlik vazifesini bildirmeye geldi. İnsanlığ ı n kurtarı cısı ve Allah'ın sevgilisi Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem'e: "Oku!" dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) "Neyi okuyayım" dedi . Cebrail (a.s.) Peygamber Efendimiz' i tutup sıktı, sonra bıraktı. Cebrail (a.s .) tekrar: "Oku!" dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) "Neyi okuyayı m" dedi. Cebrail (a.s.) tekrar Peygamber Efendimiz'i tutup sıktı , sonra bıraktı ve üçüncü defa: "Oku!" dedi. Peygamberimiz Efendim iz (s.a.v.) "Neyi okuyayım " dedi. Cebrail (a.s.) tekrar Peygamber Efendimiz'i üçüncü defa tutup sıkt ı , sonra b ı raktı . Böylece Cebrail (a.s.) tarafından kendisine manevi bir ameliyat tatbik edilmiş oldu. Sonra Cebrail (a.s.), "Seni yoktan var eden, tedricen terbiye edip büyüten, kemale ulaştıran Rabbinin ism-i şerifi ile oku.
Eserde tam bağlamı aç →imanın dördüncü şartı peygamberlere inanmaktı r. Peygamberler, Cenab-ı Hakk'ı n, dinini; emirlerini, yasakları n ı , haberlerini ku l larına bildirmek için gönder- d iğ i seçi l miş zatlardır. Peygamberler insan ları, Allah'a şirk koşmak ve puta tapmak gibi dalaletlerden kurtarmaya, inananları hem dünyada hem de ahirette saadete erdirmeye vesiledirler. insanların akıl ları gerçek kurtul uş yolunu bulmakta yetersiz olduğundan Hazreti Allah, kullarının ebedi saadeti ve doğru yolu bulmaları için rehber olarak peygamberler göndermiştir. Peygamberler, Allah tarafı ndan mucizelerle kuvvetlendiril mişl er; Allah ' ın izni ile on ların elinde birçok harikulade şeyl er meydana ge l miştir.
Eserde tam bağlamı aç →d) Kalbin özünün Allah Teâlâ’dan başka her şeyden temizlenmesi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah de, sonra onları kendi oyunlarıyla başbaşa bırak.”8 Bunun anlamı şudur; eğer kalb Allah Teâlâ’dan başkalarından boşaltılırsa, yalnız Yüce Allah ile meşgul olur. Bu da “Lâ ilâhe illâllah (Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur)” tevhîd kelimesi ile kalbin uyum sağlamasıdır. Allah ile, O’nun dışındaki şeylerin (mâsivâ) aynı anda bir kalbte bulunması mümkün olmaz. Çünkü Cenâb- ı Hak, bir insanın göğsünde iki kalb birden yaratmamıştır.9 Bu sonuncusu, peygamberlerin ve sıddîkların iman derecesidir. Allah Teâlâ’dan başka şeylerden temizlenmek ve arınmak imanın yarısıdır. İşte böyle bir maddî ve mânevî temizlenmeyle Allah’ın huzuruna duran mü’minin namazı onun mi’racı olur ve onu her türlü fuhşiyattan, haram ve mekruh şeylerden uzaklaştırır10, insanın çevresinde mânevî bir zırh oluşturur ve imanını, nefis ve toplumdan gelebilecek zararlara karşı korur.
Eserde tam bağlamı aç →Sünnetten delil Hz. Peygamberin şu hadisidir : “İslam beş esas üzerine kurulmuştur : Allah'tan başka bir ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi bulunduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekat vermek, Ramazan orucu tutmak, gücü yetenler için Beytullâh'ı ziyâret etmek.” 26 Talha b. Ubeydillah ( r.a )'ten rivâyet edildiğine göre ; “Saçı başı dağınık bir adam Hz. Peygamber'e gelerek: “Ya Rasûlallah ! Allah'ın benim üzerime oruçtan neyi farz kıldığını haber ver. ” dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Ramazan ayını farz kıldı.” Adam: “ Benim üzerimde bundan başka bir borç var mıdır? ” diye sorunca Hz Peygamber: “Hayır, ancak kendiliğinden nâfile yaparsan bu müstesna.” buyurdu. Bundan sonra sorularına devam ederek : “ Allah'ın bana farz kıldığı zekâttan haber ver? ” dedi. Hz. Peygamber ona zekâtı ve İslâm'ın diğer şartlarını anlattı. Bundan sonra adam şöyle dedi : “Sana ikramda bulunan Allah'a yemin olsun ki, bu söylenenlerden fazla birşey de yapmam eksik de bırakmam.” Bunun üzerine Allah elçisi şöyle buyurdu: “Eğer doğru söylüyorsa bu adam kurtulmuştur, yahut cennete girecektir. ” 27
Eserde tam bağlamı aç →Ezber cevaptan
konu bağlantısına.
- S. 1 · KAYNAK SAYFA 1
Hak Dinin Tarifi Nedir?
Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.4)
- S. 2 · KAYNAK SAYFA 1
Dinin Kurucusu Kimdir?
Dinin kurucusu Allahtır. Allahtan başka kimsenin din kurma yetkisi yoktur.( İlmihal I, s.9)
- S. 3 · KAYNAK SAYFA 1
Dinin Muhatabı Kimdir?
Dinin muhatabı akıl sahipleridir. Yani dinin hükümleriyle ancak akıl sahibi kimseler mükelleftir. (İlmihal I s.9)
- S. 4 · KAYNAK SAYFA 1
Dinin Gayesi Nedir?
Dinin gayesi; İnsanları dünya ve ahrette mutlu kılmaktır.(a.g.e. s.9)
- S. 6 · KAYNAK SAYFA 1
Mezhep Nedir?
Sözlükte mezhep gidilen yol demektir. Terim olarak; bir dinin, bilginleri arasındaki yorum farklarından meydana gelen görüşleri demektir. (a.g.e, s.16)
- S. 7 · KAYNAK SAYFA 1
İslam’da mezhepler kaça ayrılır?
İslam’daki mezhepler itikadi ve ameli olmak üzere ikiye ayrılır. .(a.g.e, s.16)
Gündelik sorudan
delilin bulunduğu sayfaya.
Kısa fetva kaydı henüz yok; konu metnini ve Delilleriyle İslâm İlmihali’nin ilgili sayfalarını birlikte okuyun.
Bu sayfa genel öğrenme çerçevesidir. Boşanma, miras, sağlık, finans ve ibadet geçerliliği gibi sonuç doğuran şahsî meselelerde ayrıntılar eksiksiz anlatılarak ehil bir fetva merciine başvurulmalıdır.
