Ana içeriğe geç
HANEFÎ İLMİHALİ / 11

Sağlık ve özel hâller.

Sağlık meselelerinde fıkıh bilgisi tek başına yetmez; güvenilir tıbbî teşhis, gerçek zarar ihtimali ve alternatifler hükmün parçasıdır.

Okuma sırasıTemel çerçeveMezhep ayrımıKaynaklarKısa cevaplar
01 / ÖĞRENME SIRASI

Önce bütünü,
sonra ayrıntıyı.

  1. 01

    Hastalıkta ibadet ruhsatları

  2. 02

    İlaç ve tedavide zaruret

  3. 03

    Engellilik ve sürekli özür

  4. 04

    Organ, kan, üreme ve hayat sonu meseleleri

02 / HANEFÎ DİKKAT NOKTASI

Mu‘temed yolu
kendi diliyle okuyun.

Sürekli özür sahibi her namaz vakti için abdest alır; özrün oluşma ve devam şartları dikkatle belirlenir.

03 / KAYNAKLARDAN DERİN OKUMA

Hükmü bağlamı ve
kaynak sayfasıyla okuyun.

Aşağıdaki parçalar başlık özeti değildir; verilen eserlerin ilgili sayfalarından geniş metinlerdir. Tam sayfa bağlantısı metnin öncesini ve sonrasını da açar.

MÜLAKAT İLMİHAL SORULARI VE CEVAPLARI · S. 13

S15-İstihaze nedir? İstihazeli olan kadın nasıl hareket eder. C15- Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen kana özür/istihaze denir. Bu durumda olan kadınlar özür sahibi olanlar gibi hareket ederler.

Eserde tam bağlamı aç →
MÜLAKAT İLMİHAL SORULARI VE CEVAPLARI · S. 12

S3-Özürlünün abdest süresi ne kadardır. C3- Özürlü kimse vakit girdiğinde abdest alır. Abdesti bozan başka bir durum meydana gelmedikçe, o vaktin sonuna kadar abdestli sayılır. Dilediği kadar farz, vacip, sünnet,kaza namazı, Cuma ve bayram namazı kılabilir, Kabeyi tavaf edebilir ve mushafı tutabilir.

Eserde tam bağlamı aç →
SUFFA MECLİSLERİ İLMİHÂL MÜFREDATI · S. 172

Özür Sahibi Olanların Durumu Abdesti bozan şeyin bir namaz vakti kesilmeden devam etmesine “özür” denir. İdrarın devamlı olarak gelmesi, burundan veya bir yaradan sürekli kan akması, bir hastalıktan dolayı göz, kulak ve memelerden gelen akıntı özür olduğu gibi, daha önce anlattığımız istihaza kanı da kadınlar için özürdür. Kendisinde böyle bir özür olan kimseye “özür sahibi” denir. Bu özürlerden biri, abdest alıp namaz kılacak kadar bir süre ara vermeden namaz vaktinin evvelinden sonuna kadar devam eder ve ondan sonraki her namaz vaktinde de bu özür en az bir defa meydana gelirse, o kimse özür sahibi sayılır. Eğer özür, bir namaz vakti içinde hiç meydana gelmezse özür ortadan kalkmış olur ve o kimse de özür sahibi olmaktan çıkar. Özür sahibi özrü devam ettiği sürece her namaz vakti abdest alır ve bu abdestle o namaz vakti içinde -başka bir şeyle abdesti bozulmadıkçadilediği kadar farz ve nafile namazı kılabildiği gibi, kazaya kalmış namazları, cenaze ve bayram namazlarını da kılabilir ve Kur’ân-ı Kerim’i tutabilir. Namaz vakti çıkınca özür sahibinin abdesti bozulur. Meselâ, güneş doğunca sabah namazının vakti çıktığından özür sahibinin de abdesti bozulmuş olur. Namaz vaktinin girmesi ile abdest bozulmayacağından güneş doğduktan sonra bayram ve kuşluk namazları için abdest alan kimse bu abdestle öğle namazını kılabilir. Özürlü kimseden akan kan, irin ve sidik çamaşırına dokunsa bunu yıkadığı takdirde, akıntı devamlı olduğundan dolayı yine pislenecekse çamaşırını yıkaması gerekmez. Tekrar dokunmayacaksa yıkaması lâzımdır.

Eserde tam bağlamı aç →
SUFFA MECLİSLERİ İLMİHÂL MÜFREDATI · S. 129

Bir Hatıra “Abdest almanın göz sağlığı bakımından olumlu sonuçlarını belirten Irak Milli Savunma Bakanlığı Sağlık Dairesi Müdürü Albay Şakir Faik şöyle bir hatırasını anlatıyor: Irak Mülki Hastanesi göz tabibliği muavinliğine tayin olmuştum. Müracaat eden hastalar arasında bir çoklarının trahomaya (bir çeşit göz hastalığı) yakalanmış olduklarını görünce hayrete düştüm. Çünkü yüzde yetmişi trahomlu idi. Bu arada A’zamiye’de bir ilkokul öğrencilerinin göz sağlık durumlarını kontrol ettim. Öğrencilerin yüzde doksanının trahomlu bulunduklarını gördüm. Bu alanda ihtisasımı yapmak üzere Avrupa’ya gitmeyi kararlaştırdım. Londra’ya geldim. Morfild hususi göz hastalıkları hastanesinde çalışmaya başladım. Morfild Hastanesinde çalışan profesör Köln, bana; Bağdat’taki trahomluların sayısını sordu. Hakikati olduğu gibi söyledim. Bunun üzerine hayret ederek şöyle dedi: “Sizin müslüman olduğunuzu biliyorum. Müslüman bir kimse, beş vakit namaz kılmak için günde beş defa suyla abdest alır ve yüzünü yıkar. Bu gibilerin trahoma yakalanmaları mümkün değildir. Şu hale göre siz ismen müslümansınız. Çünkü abdest almıyor ve namaz kılmıyorsunuz. Yahut da abdest ve namaza devam ediyorsanız aranızda yayılan bu hastalığın trahom değil, başka bir hastalık olması mümkündür.’ Ben de hastalık hakikaten trahomdur, yalnız biz abdestsiz ve namazsız müslümanız demek zorunda kaldım.”

Eserde tam bağlamı aç →
İLM-İ HÂL · S. 431

İHTİYARLIK VE HASTALIK: İnsan, her yaşta hastalanabilir. Fakat müşahedeler göstermektedir ki, insanlar, daha çok, çocukluk ve ihtiyarlık dönemlerinde mühim hastalıklara yakalanmaktadırlar. Gençlik ve olgunluk dönmelerinde umumiyetle insanlar, daha sıhhatli ve mukavim görünmektedirler. Demek ki, insanlar, bebeklik ve çocukluk döneminde, hastalıklara karşı pek mukavim olmadıkları gibi, ihtiyarlık döneminde de yavaş yavaş mukavemetlerini kaybetmektedirler. Zaman içinde bu mukavemet iyice azalmakta ve insan, ister istemez, bu dünyadan çekip gitmektedir. Bununla birlikte, yaşlı kimselerin de sağlıklarına çok dikkat etmeleri, hastalandıklarında gerekli tedaviyi yaptırmaları emredilmiştir. Bu konuda Şanlı Peygamberimiz şöyle buyururlar: «Hastalığınızı tedavi ediniz. Çünkü yüce Allah, ölümden başka, her hastalığın şifasını ve ilâcını da yaratmıştır». Şu halde, tedavi için tabibe gitmek, ilaç almak sünnettir. Hiç şüphesiz, «şifa Allah’tandır» ancak tabip ve ilâç, tedavi için birer vesiledirler. İslâm’da, hastalıklar maddî ve manevî olduğu gibi, tedavi de maddî ve manevîdir. Bu sebepten müminler, hem maddî vesilelere başvurarak tabip ve ilaç yolu ile hastalıklarına çare ararlar, hem «niyaz ve dualar» ile yüce Allah’tan şifa umarlar. Şanlı Peygamberimiz, hem tabip ve ilaç tedavisini, hem dua ve niyaz yolu ile tedaviyi birlikte yürütmeyi severlerdi. Nitekim O: «Kur’ân-ı Kerim’den şifa beklemeyene şifa nasib olmaz» diye buyurmuşlardır. Böyle olunca müminler, bir taraftan tabip ve ilâç ile hastalarını tedavi ederlerken, diğer taraftan da yüce ve mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim’den «sûreler» ve «âyetler» okuyarak ve Yüce Allah’a sığınarak «şifa dilerler». Şanlı Peygamberimiz, hastalandıkları zaman, gerekli ilâçları aldıktan sonra, Allah’tan şifa umar ve bilhassa Kur’ân-ı Kerim’in…

Eserde tam bağlamı aç →
İLM-İ HÂL · S. 212

ÖZÜRLÜ KİMSELER: Şer’i bir tâbir olarak «özürlü», devamlı olarak abdest bozucu bir hal ile mâlul olmak demektir. Gerçekten, idrarını tutamayan, iyileşmeyen bir cilt yarası sebebi ile irin, kan ve sarı su çıkaran, burnu kanayan, dışa taşan kanamaları olan, ön ve arka akıntısı olan kimseler vardır. Bunlara «özürlü» denir. «Özürlü»ler, abdestlerini muhafaza edemedikleri için, namaz vakti gelmedikçe abdest alamazlar. Namaz vakti girince, abdest alıp hemen namaza dururlar ve o halleri ile namazlarını kılarlar. «Özürlü»ler, her namaz vakti geldikçe ayrı ayrı abdest almak zorundadırlar. Bir abdestle bir vaktin namazından başka namaz kılamazlar. Yani, bir abdestle iki ve daha ziyade vaktin namazını kılmaları mümkün değildir. «Özürlü»ler, özrü olmayanlara imam olamazlar. Ancak, kendi özürlerinin tıpkısı ile mâlül olanlar, birbirlerine imam olabilirler. Özürleri farklı ise olamazlar. Özür ortadan kalkınca, özürlüler, tekrar özürsüz mükelleflerin ölçülerine tabi olurlar.

Eserde tam bağlamı aç →
RESİMLİ MUHTASAR İLMİHAL · S. 194

. Günah Hastalığındlan Kurtulmanın ilacı: TEVBE VE İSTİGFAR Maddi kirleri sabun ve su giderdiği gibi kalbi karartan , insanı cehennemlik yapan, manevi hastal ı k ve kirleri de tevbe, istiğfar ve Allah'tan korkarak gözlerden akıtı lan nedamet yaşları giderir. Doğuştan, insan gayet temiz ve güzel yaratıl mıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) , insan kalbinin fıtraten ayna gibi temiz yaratılm ı ş ol duğunu beyan buyuruyor. insan bu kalbi , şüphe, vesvese, fitne, fesat, kin, intikam ve hased gibi zulmarııl hislerle karartı rsa o insan korkunç bir hastal ığa tutulmuştur . Bu hastal ı ktan kurtulamazsa -Allah korusungideceği yer cehennemdir. Bu hastalı ktan kurtulmanın çaresi de tevbe ve ist iğfar etmek, ayrıca kalbinden kötü niyet ve hisleri atarak, pişmanlık gözyaşları dökmektir. insan günah kirlerinden temizlenmek için tevbe ve istiğfara devam etmelidir. Bilhassa gece yarıl arında ve seher vakitlerinde namaz kıl arak ve salevat- ı şerife ve dualar okuyarak Cenab-ı Hak'tan af ve mağfiret dilemelidir. .. Umitsizlik Doğru Değildir "Ben şu kadar hayırlar yaptım; artık Cennet'i kazan- d ı m ." gibi inanç ve düşünce içinde olarak kendisini Allah' ı n gazab ı ndan emin kabul etmek küfürdür. Yine

Eserde tam bağlamı aç →
RESİMLİ MUHTASAR İLMİHAL · S. 121

ğunun yukarısından (öncesinden) sure veya ayet okumak, 34- Farz namazlarda bir sureyi bir rek'atta iki defa okumak veya bir sureyi her iki rek'atte okumak, 35- Farzı n ikinci rek'atinde, birinci rek'atte okuduğundan ÜÇ ayet fazla okumak, 36- İmama uyan ı n imamla birlikte Kur'an okuması, 37 - Özürsüz, al n ı ndaki sarığın üzerine secde etmek, 38- Kıyamda iken özürsüz olarak duvara dayanmak, 39- Kıyamda saga veya sola eğik vaziyette durmak, 40- Özürsüz, tek ayak üstünde durmak, 41- Namaz içinde ayet ve tesbihleri parmakla saymak, 42- Cemaatle namaz kılınırken yal nız namaz kılmak, 43- imam ı n mihraptan b·aşka yere durması, 44- İmamın bir zira (50 cm.) alçak yerde durup, cemaatin imamdan yüksekte durması , 45- İmamın bir zira (50 cm.)den yüksek yere durması, (Eğer i mamın yan ı nda bir kişi bulunursa mekruh olmaz.) 46- "Besmele" ve "amln"i açıktan okumak, 47- Kıraatı rüku'a inerken tamamlamak, 48- Tekbirleri yerlerinde almamak, her zikir ve kıraati (okumayı) yerinde yapmamak, 49- Rüku ve secde tesbihlerini başı nı kal dırdıktan sonra söylemek,

Eserde tam bağlamı aç →
DELİLLERİYLE İSLÂM İLMİHALİ · S. 203

Namazın farz olmasına engel teşkil eden yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, aybaşı hâli ve lohusalık gibi özürler bir namaz vaktinin içinde ortadan kalksa, temizlendikten sonra bu namazın kılınması gerekir. Ancak akıl hastalığı, aybaşı hâli veya lohusalık gibi özürler, bir namaz vaktinde, namaz kılacak kadar bir süre geçtikten sonra ortaya çıksa, bu namaz o kimseye farz olmaz. Çünkü namazın farz olma sebebi, namazın edasının bitişik olduğu vakittir. Kişi namazını ilk cüzde eda etmezse, bir farz namaz sığacak kadar olan son cüzde edası artık kesinleşmiş olur. Çünkü bu vakit farzlığın sebebidir. Son cüzde özür ortaya çıkınca da farz düşmüş olur. Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre ise, bu özürler namaz vakti içinde meydana gelirse, eğer vaktin başında temizlikle birlikte namaz kılacak kadar bir süre geçmişse, bu namazın kazası gerekir.129

Eserde tam bağlamı aç →
DELİLLERİYLE İSLÂM İLMİHALİ · S. 278

Hanefî ve Hanbelîlere göre, imamın sürekli burun kanaması, sürekli yellenme, sidiğini tutumama ve benzeri özürlerden uzak olması gerekir. Bu gibi özürlere yakalanmış olan kimselerin ancak kendileri gibi kimselere imamlık etmeleri caiz olur. Ancak bu durumda da imam ile cemaatın özürlerinin bir olması da şarttır. Çünkü, Hz. Peygamber (s.a.s) yağmurlu bir günde ashabına ima ile namaz kıldırmıştır.320 Eğer imamla cemaatin özürleri farklı olursa bu namaz caiz olmaz. Meselâ, sidiğini tutamayan imama yine bu şekilde sidiğini tutamayan bir kimse uysa namaz sahih olur. Fakat imamın buna ek olarak yellenme özrü de bulunsa, buna tek özrü olan kimse uyamaz. Çünkü imam iki özürlü, ona uyan kişi ise bir özür sahibidir.

Eserde tam bağlamı aç →
04 / SORU–CEVAP DOSYASI

Ezber cevaptan
konu bağlantısına.

  1. S. 15 · KAYNAK SAYFA 13

    İstihaze nedir? İstihazeli olan kadın nasıl hareket eder.

    Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen kana özür/istihaze denir. Bu durumda olan kadınlar özür sahibi olanlar gibi hareket ederler.

  2. S. 32 · KAYNAK SAYFA 15

    Cemaate gitmemek için mazeret sayılan özürlerden dört tanesini yazınız.

    a) Hastalık, b) Korku, c) Olumsuz hava şartları, d) Bedeni arızalar

  3. S. 10 · KAYNAK SAYFA 28

    Hz. Amine eşini ve akrabalarını ziyaret ettikten sonra Medineye giderken hastalandığı yer neresidir?

    Ebva Köyü. (a.g.e.S:509)

  4. S. 3 · KAYNAK SAYFA 38

    Ağır kaldırma, düşme, hastalık gibi sebeplerle meninin gelmesi cünüplük sebebi sayılır mı?

    Şâfiîler hariç fakihlerin çoğunluğu, cünüplük için meninin şehvetle gelmesini şart gördüklerinden cünüplük sebebi sayılmaz.

05 / İLGİLİ FETVALAR VE DELİL YOLU

Gündelik sorudan
delilin bulunduğu sayfaya.

FETVA UYARISI

Bu sayfa genel öğrenme çerçevesidir. Boşanma, miras, sağlık, finans ve ibadet geçerliliği gibi sonuç doğuran şahsî meselelerde ayrıntılar eksiksiz anlatılarak ehil bir fetva merciine başvurulmalıdır.

SONRAKİ KONU / 12

Vefat, cenaze ve miras

Hanefî yolu →
Kullanım kılavuzu ve SSSGizlilik politikasıDesigned byPixelvane