Ana içeriğe geç
HANEFÎ İLMİHALİ / 16

Yaşlılık, bakım ve ehliyet.

Yaşlılık tek başına ehliyeti kaldırmaz. İbadet kolaylıkları, bakım sorumluluğu, mahremiyet, malî karar ve yalnızlık insanın izzetini koruyan bir bütün içinde ele alınır.

Okuma sırasıTemel çerçeveMezhep ayrımıKaynaklarKısa cevaplar
01 / ÖĞRENME SIRASI

Önce bütünü,
sonra ayrıntıyı.

  1. 01

    Yaşlılıkta namaz ve oruç ruhsatları

  2. 02

    Bakım verenin ve bakım alanın hakları

  3. 03

    Ehliyet, vekâlet ve malî güvenlik

  4. 04

    Yalnızlık, demans ve hayat sonu desteği

02 / HANEFÎ DİKKAT NOKTASI

Mu‘temed yolu
kendi diliyle okuyun.

Güç yetiremeyen kişi namazı yapabildiği şekilde eda eder; kalıcı oruç acziyeti fidye hükümlerini gündeme getirebilir. Yaş tek başına ehliyeti kaldırmaz.

03 / KAYNAKLARDAN DERİN OKUMA

Hükmü bağlamı ve
kaynak sayfasıyla okuyun.

Aşağıdaki parçalar başlık özeti değildir; verilen eserlerin ilgili sayfalarından geniş metinlerdir. Tam sayfa bağlantısı metnin öncesini ve sonrasını da açar.

MÜLAKAT İLMİHAL SORULARI VE CEVAPLARI · S. 27

S.100- Dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından şehitleri kaç kısımda değerlendirebiliriz? C.100- İslâm hukukçuları ilgili hadislerden yola çıkarak dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından şehitleri üç kısımda değerlendirmişlerdir. 1. Hem dünya hem âhiret hükümleri bakımından şehit sayılanlar.

Eserde tam bağlamı aç →
MÜLAKAT İLMİHAL SORULARI VE CEVAPLARI · S. 26

S.82--Bayram namazının diğer namazlardan kılınış bakımından farkı nedir? CEVAP.82-Bayram namazının diğer namazlardan kılınış bakımından farkı, bunun her rek`atında üçer fazla tekbir olmasıdır. Bu fazla tekbirlere "zâit tekbirler" denir. ( a,g,e,s,306)

Eserde tam bağlamı aç →
SUFFA MECLİSLERİ İLMİHÂL MÜFREDATI · S. 89

işlenmesi için gereken tüm şartları yerine getiren Allah’tır. Fakat bu kadar teşviklere ve bu kadar iltifatlara rağmen, yine de günahlarda ısrar edilirse elbette bu istek ve arzu Allah’tan değil, sizin nefsinizdendir, diye ifade edilmektedir. Fiillerin yaratılmasının ancak Allah’a ait olduğu, bu fiillerin hayırlı olanlarının Allah tarafından istendiğini, hayırsız ve fena olanların ise insanlar tarafından istendiğini ve arzu edildiğini izah etmektedir. İnsanın irade ve ihtiyariyle işlediği, hayır olsun şer olsun, bütün amellerini yaratan ancak Cenâb-ı Hak’tır. O’ndan başka Halık yoktur ve yaratmak O’na mahsustur. Lakin, hayrı ve şerri insan kendi ihtiyariyle istemekte, dolayısıyla da mes’uliyeti o çekmektedir. Bu hakikate iki misâl ile işaret etmeye çalışalım. İnsan ruhuna görme kabiliyetini veren, ruh ile göz arasındaki münasebeti kuran ve göz fabrikasına ışığın bir hammadde gibi girerek görmeyi netice vermesini takdir eden Allahü Azimüşşân’dır. Bu fiillerde insan iradesinin ve kudretinin hiçbir tesiri yoktur. O halde, görme fiilini yaratan ancak O Hâlık-ı Küllî Şey’dir. Fakat Cenâb-ı Hak, insana bazı şeylere bakmasını helâl, bazılarını ise haram kılmıştır. İşte insan O’nun helâl kıldığı şeylere bakmakla hayır, haram kıldıklarına bakmakla şer işlemiş olur. Her iki hali de, yâni hayır ve şerri netice veren iki görme fiilini de, yaratan Allah’tır. Aynı şekilde, yürüme fiilini yaratan da Cenâb-ı Hak’tır. İnsanın herhangi bir yere veya istikamete gitmeyi arzu etmesiyle birlikte ayaklar onun seçtiği hedefe doğru harekete başlar. İnsanın bu hareketi ihtiyari bir fiildir. Bu fiil ile bir ıztırarî fiilin, meselâ, dünyanın güneş etrafında dönmesinin farkı açıktır. Cenâb-ı Hak güneşe dünyayı istediği gibi hareket ettirme iradesini vermemiştir. Bu sebeble dünya Allah’ın takdir…

Eserde tam bağlamı aç →
SUFFA MECLİSLERİ İLMİHÂL MÜFREDATI · S. 161

meninin sonradan şehvetsiz olarak çıkmasından dolayı tekrar yıkanması gerekmez. Bir kimse, uykudan uyanınca ihtilâm olduğunu (yâni, rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu) hatırlar ve üzerinde de yaşlık görürse kendisine gusul lazım gelir. Uykudan uyanınca ihtilâm olduğunu hatırlamayan fakat üzerinde yaşlık gören kimsenin de gusül yapması lazımdır. İhtilâm olduğunu zan etse ama her hangi bir yaşlık yoksa yani dışarıya meni çıkmamışsa yıkanması gerekmez. Yeni müslüman olan bir kimsenin (cünüp ise) gusül yapması farzdır. Adet halinde veya lohusa iken müslüman olan bir kadının da âdet (aybaşı) veya lohusalık halleri sona erince gusül yapması gerekir. Mezi: Tenasül organından şehvetsiz olarak çıkan beyaz ve ince bir sıvıdır. Mezi, karşı cinsle oynaşma esnasında tenasül organından şehvetsiz olarak gelir ve insan, çoğu zaman bunun geldiğinin farkında olmaz. Mezinin gelmesi gusül yapmayı gerektirmez, fakat abdesti bozar. Vedi: İdrarın peşinden tenasül organından çıkan koyu ve bulanık bir sıvıdır. Vedi’nin çıkmasından dolayı da gusûl gerekmez. 2. Hayız akıntısı kesilince Yani kadınların adet hali (aybaşı) sona erince. 3. Nifas kanı kesilince Yani çocuk doğuran kadının lohusalık hali bitince, gusûl yapmaları farz olur.

Eserde tam bağlamı aç →
İLM-İ HÂL · S. 428

Yetişkinlik hayatının ikinci safhası «ihtiyarlık»tır. Daha önceden belirttiğimiz üzere «ihtiyarlık», daha çok psikolojik mesele olmakla birlikte, ilim adamları «objektif bir kriter» bulmak üzere, ergenliği «bulûğ» ile başlattıkları gibi, ihtiyarlığı da «üreme fonksiyonunun kaybedilmesi» demek olan ve «yaş dönümü» adını verdikleri dönemden başlatma temayülü içinde gözükmektedirler. «Yaşdönümü», ortalama olarak kadınlarda 45-55, erkeklerde de 55-65 yaşları arasıdır. Tabiî, daha önce ve daha sonra «üremeden kesilenler» de vardır. Bu husus, tamamı ile bir ferdî farklar meselesidir. Zamanımızda yapılan ilmî araştırmalar göstermiştir ki, insanın bir ömür içinde, her bakımdan güçlü ve kuvvetli olduğu yaşlar, 20- 24 arasıdır. Yine, müşahedeler göstermiştir ki, insanoğlu, bu en güçlü olduğu yaşlardan sonra, ağır da olsa, her bakımdan gerilemeye başlar. Ancak, bu gerilemeler, önceleri, o kadar ağırdır ki, kişi, gerilediğini pek fark etmez. Fakat otuzlu yıllara geldiğinde, artık, «delikanlılık» yıllarındaki kadar güçlükuvvetli olmadığını hissetmeye başlar. Kırklı yıllara gelince, artık gerilemekte olduğunu biraz esefle, biraz da hayretle apaçık idrak eder. Elli, altmış derken «yaş dönümüne» girince, gerilemeler hızlanmaya başlar. Bedenî, harekî, zihnî ve sair sahalarda apaçık gerilemeler artık gizlenemez olur. Sağlık problemleri artar, tabiî ve fizik şartlara, hatta içtimaî hayata intibaklar zorlaşabilir. Bütün bu gelişmeler, ferdî farklara göre, şu veya bu ölçüde gecikmekle birlikte, yaşlanmakta olan insanların, önüne geçilmez ortak mâcerasıdır. Yine, ilmî araştırmalarla ortaya konmuştur ki, insanın zekâsı ve zihin melekeleri de yaşlandıkça zayıflamaktadır. Ancak, yaşlandıkça, bilgi ve tecrübesi de arttığı için, bu zihnî gerilemeler, bilhassa muhakeme sahasında telâfi…

Eserde tam bağlamı aç →
İLM-İ HÂL · S. 20

Bu kitabın yazarı, bir terbiyecidir. O, bütün hayatı gibi, mesleğini de Allah ve Resûlü’nün hizmetine vakfetmiş bulunuyor. Ona göre, son nefesine kadar, bu yolda yürümek ve son nefesini bu uğurda vermek, nimetlerin en büyüğü olacaktır. * Elinizde bulunan bu kitap, çok uzun bir çalışmanın ve araştırmanın mahsulüdür. Bir taraftan «muasır pedagojinin» veri (donne)lerine, diğer taraftan İslâm’ın, ezel’i ve ebed’i kuşatan, yüce esas ve ölçülerine dayanarak bir senteze ulaşmak gayreti, önceleri bizi çok zorlayacak sanmıştık. Ancak, çalışmalar ve araştırmalar derinleştikçe, hayretle gördük ki, «çağdaşlık» ve «modern pedagoji», sadece, İslâm’ın aydınlığında birer değer haline gelmekte, ondan uzaklaştıkça veya ondan uzak düştükçe gerçek mânâsını kaybetmektedir. Bazı kimselerin, «İlm-i Hâl» mefhumundaki derin ve ulvî mânâyı idrak etmeksizin, tam bir küçümseme edası içinde «Canım, malum ilmihâl bilgileri!» deyip geçtiği saha, meğer ne muhteşem imiş. Şuuruna varmadan, aceleden «ilmihâl» biçiminde söylenen şey, meğer «ilm-i hâl» imiş Evet, ne güzel terkip... «İlm-i Hâl», bir bakıma, bir müminin hayatını «beşikten mezara kadar» kuşatan İslâmî inançlar, emirler ve yasaklar nizamı demektir. Yani, bütün ihtişamı ile İslâm Nizam’ında İslâm terbiyesi... «İlm-i Hâl», bir bakıma, bir müminin, «doğum öncesinden başlayarak ölüm sonrasına kadar», bütün hayatını, İslâmî iman ve atmosfer içinde mânâlandıran yüce nizam demektir. «İlm-i Hâl», bir bakıma, mücerret insanın «yaratılışından ebediyetlere doğru akışına kadar», bütün sırları kurcalayan ilim... «İlm-i Hâl», başta insan olmak üzere, bütün mevcudata, bütün mahlûkata, bütün ruhlar âlemine, meleklere, cinlere ve her şeye İslâm’ın getirdiği yepyeni bir bakış tarzı demek... «İlm-i Hâl» bilmeyen, ne İslâm’ bilir, ne de onun dünya ve kâinata…

Eserde tam bağlamı aç →
RESİMLİ MUHTASAR İLMİHAL · S. 9

•• •• ONSOZ İ nsan lığı ve bütün alemleri büyük bir hikmet ve gaye ile yaratan Allahü Teala'ya sonsuz hamdüsenalar olsun. Kainata en büyük rahmet , en büyük şefaat çi ve en bü - yük peygamber olarak gönderilen Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selleme, onun aline, ashabına ve bütün ona tabi olanlara salat ve selam olsun . . ilmihal , Müslümanların inanç ve ibadetle ilgili öğrenmeleri icabeden hususları bildiren ilimdir. Peygamber Efendimiz (s .a.v.) "ilim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır." buyurmuşlar. Kainatın Efendisinin bu mübarek sözleriyle Müslümanlara farz o l duğunu aç ıklad ı ğı ilim, muhakkak ki, on- l arı n dünya ve ahiret saadetini kazanmalarına yarayacak olan "İlmihal "dir. İ şte bunun içind ir ki, her Müslüman erkek ve kadının inanç ve ibadet bakımından kendisine lazım olan meseleleri öğrenmes i farzdır . "Zarürat-ı Dlniyye" denilen bu mühim mevzuları öğren ip in anmad ı kça insan , tam ve kamil bir Müslüman olamaz. Bir Müslümanın temel meseleleri kolayca belleyip, hatı­ rında tutabilmesine yard ı mcı olmak gayesiyle Hanefı Mezhebi üzere bu ilmihal hazırlandı. Cenab-ı Hak rızası na muvafık buyursun. Amin.

Eserde tam bağlamı aç →
RESİMLİ MUHTASAR İLMİHAL · S. 27

Bilindiği gibi, Peygamberimiz Fahr-i Alem Efendimiz'in teşrifinden önce bütün dünyada her bakımdan kötülüklerin ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bir fetret devri mevcuttu. O günün insanları her türlü bid'at ve sapıkl ı k içindeydi. İnsan l ık, hak, adalet ve medeniyetten uzak, korkunç bir vahşeti n girdabına gömülmüştü. Fuhuş ve eşkiyalık, her türlü zulüm ve zorbal ık al m ı ş yürümüş­ tü. Oyle ki, kim in kime gücü yetiyorsa o, diğerinin ma- l ına, canına, ı rzı na tecavüz ediyor, elinde nesi varsa al ıyordu. Hatta bir kısı m insanlar hurafe ve batıl inançlarla kendi kız çocuklarını çukurlara gömüyor, öldürüyorlard ı. Vahşet ve ahlaksızlığa dalmışlardı. Kad ı nın cemiyette hiç değeri yoktu. Para ile al ı nıp satılabi l en basit bir eşya muamelesi görüyordu. İnsan l ar, birbirlerine diş bileyen düşman gruplar halinde kabilelere ayrılmış, kabileler arasında kan daval arı almış yürümüştü. İşte böyle bir devirde ResCı l -i Ekrem Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke-i Mükerreme'de, Mil adın 571 'inci senesinde Reblulevvel ayın ı n 12'inci gecesi sabaha karşı dünyayı şereflend ird i ler . Peygamberlik silsilesinin son hal kası olan Peygamberimiz' in, kırk yaşına girip daha kendisine peygamberlik verilmezden evvel bile, elinde birçok harikalar zuhur etmişti . " Emrolunduğun gibi dosdoğru ol"

Eserde tam bağlamı aç →
DELİLLERİYLE İSLÂM İLMİHALİ · S. 111

İnsanın fiilleri sorumluluk bakımından ihtiyarî olan ve ihtiyarî olmayan fiiller olmak üzere ikiye ayrılır. İhtiyarî olmayan fiil ve hareketler, insanın kendi ihtiyar ve iradesi olmaksızın, sadece Allah’ın yaratması ile olduğu için, insan bunlardan sorumlu tutulmaz. Vücutta kanın dolaşması, çeşitli iç organların çalışması, açlık duygusu gibi işler bu niteliktedir. Bunların çalışmasından sevap veya günah meydana gelmez.

Eserde tam bağlamı aç →
DELİLLERİYLE İSLÂM İLMİHALİ · S. 154

bir yaşlık görürse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanınca, uzvunda böyle bir yaşlık görürse, bunun menî olduğuna kanaat getirir veya uyumadan önce bu uzvu hareketsiz bir halde bulunmuş ise gusül gerekir. Kanaatı bu şekilde olmaz ve uzvu daha önce münteşir bulunmuş olursa gusül gerekmez. Bu yaşlık mezî olarak kabul edilir. Çünkü uzvun, sertleşmiş olduğunun bilinmesi mezîye delâlet eder. Küçük abdestini bozarken boşalma halinde ise, cinsel uzuv münteşir durumda ise gusül gere kir, değilse gerekmez. Çünkü burada sertleşmenin varlığı, şehvetin varlığına delil sayılır.

Eserde tam bağlamı aç →
04 / SORU–CEVAP DOSYASI

Ezber cevaptan
konu bağlantısına.

  1. S. 100 · KAYNAK SAYFA 27

    Dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından şehitleri kaç kısımda değerlendirebiliriz?

    İslâm hukukçuları ilgili hadislerden yola çıkarak dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından şehitleri üç kısımda değerlendirmişlerdir. 1. Hem dünya hem âhiret hükümleri bakımından şehit sayılanlar. 2. Sadece dünya hükümleri bakımından şehit sayılanlar. 3. Sadece âhiret hükümleri bakımından şehit sayılanlar. ( a,g,e,s,377–380) MÜFTÜLÜK HABER VE DİYANETHABERLER.COM sitesinden alınıp düzenleme yapılmıştır. 2012 yeterlilik sınavına hazırlık soruları 5 " Siyer" Siyer İle İlgili Soru ve Cevaplar KAYNAK: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali

05 / İLGİLİ FETVALAR VE DELİL YOLU

Gündelik sorudan
delilin bulunduğu sayfaya.

Kısa fetva kaydı henüz yok; konu metnini ve Delilleriyle İslâm İlmihali’nin ilgili sayfalarını birlikte okuyun.

FETVA UYARISI

Bu sayfa genel öğrenme çerçevesidir. Boşanma, miras, sağlık, finans ve ibadet geçerliliği gibi sonuç doğuran şahsî meselelerde ayrıntılar eksiksiz anlatılarak ehil bir fetva merciine başvurulmalıdır.

SONRAKİ KONU / 01

İman ve mükellefiyet

Hanefî yolu →
Kullanım kılavuzu ve SSSGizlilik politikasıDesigned byPixelvane