Ana içeriğe geç
HANEFÎ İLMİHALİ / 15

Yemin, adak ve kefâret.

Yemin ve adak, öfke anında ağızdan çıkan söz veya Allah’la pazarlık değildir. Bağlayıcılık, niyet, sözün konusu ve yerine getirme imkânı ayrı ayrı incelenir.

Okuma sırasıTemel çerçeveMezhep ayrımıKaynaklarKısa cevaplar
01 / ÖĞRENME SIRASI

Önce bütünü,
sonra ayrıntıyı.

  1. 01

    Yemin türleri ve bağlayıcılık

  2. 02

    Yemini bozma ve kefâret

  3. 03

    Adağın şartları ve geçersiz adak

  4. 04

    Oruç ve diğer kefâretlerden ayrım

02 / HANEFÎ DİKKAT NOKTASI

Mu‘temed yolu
kendi diliyle okuyun.

Hanefî fıkhında yeminin türü, niyet ve kullanılan söz bağlayıcılıkta önemlidir. Günah adağı yerine getirilmez; gerekli kefâret kendi şartlarıyla ele alınır.

03 / KAYNAKLARDAN DERİN OKUMA

Hükmü bağlamı ve
kaynak sayfasıyla okuyun.

Aşağıdaki parçalar başlık özeti değildir; verilen eserlerin ilgili sayfalarından geniş metinlerdir. Tam sayfa bağlantısı metnin öncesini ve sonrasını da açar.

MÜLAKAT İLMİHAL SORULARI VE CEVAPLARI · S. 6

S.62-Ahiret ne demektir? C.62- Âhiret, sözlükte “son, sonra olan ve son gün” anlamlarına gelir. Terim olarak âhiret, İsrafil'in (a.s.) Allah'ın emriyle, kıyametin kopması için sûra ilk defa üflemesiyle başlayacak olan ebedî hayata denilir. İsrafil (a.s.) sûra ikinci defa üfleyince insanlar diriltilip hesaba çekilecek, sonra dünyadaki iman ve amellerine göre ceza ve mükâfat görecek, cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girecek ve orada kalacaklardır. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.117)

Eserde tam bağlamı aç →
MÜLAKAT İLMİHAL SORULARI VE CEVAPLARI · S. 7

S.76- Mîzan ne demektir? C.76- Sözlükte “terazi” anlamına gelen mîzan, âhirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilâhî adalet ölçüsüdür. İç yüzü bizce bilinemeyen mîzan, dünyadaki ölçü aletlerinin hiçbirine benzemez. Tartıda iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek, hafif gelenler ise cehenneme gideceklerdir. Cehenneme gidenlerden mümin olanlar, işlediği suçun karşılığı olan cezayı çektikten sonra oradan çıkarılıp cennete girdirileceklerdir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.128)

Eserde tam bağlamı aç →
SUFFA MECLİSLERİ İLMİHÂL MÜFREDATI · S. 470

Birincisi, yemin edenin,akıllı, ergenlik çağına gelmiş ve bu sözü ile yemin kasdetmiş olması lazımdır. Buna göre çocuğun, delinin ve uyuyanın yaptığı yemin sahih değildir. İkincisi, yemin edenin müslüman olmasıdır. Kâfirin yemini sahih değildir. Çünkü yemin keffareti, ibadettir. Kâfir ise ibadet ile yükümlü değildir. 2. Yemin Edilen Şeyle İlgili Şartlar Yemin edilen şeyle ilgili bir şart vardır, o da; yemin edilen şeyin yemin esnasında ve yeminin devamı halinde mevcut olmasıdır. Yemin esnasında var olmayan şeye yapılan yemin geçerli değildir. Testide su olmadığı halde, “Vallahi bu testide olan suyu içmeyeceğim” diye yemin etmek gibi. 3. Yemin Sözü ile ilgili Şartlar Yeminde geçerli olan sözler şunlardır: a) Allah’ın isimlerinden bir isim ile yemin etmek. Mubah olan yemin “Allah” sözü ile olan yemindir. İslâm âlimleri Allah’ın isimleriyle yemin etmenin mubah olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu ismin, “Allah” ve “Rahman” sözleri gibi özel bir isim olması ile “Alîm, Hakîm, Kerîm, Halim v.s.” gibi müşterek isim olması arasında fark yoktur. Her ne kadar bu ortak isimler yaratıklara verilirse de yemin esnasında bundan yaratan anlaşılır. Çünkü Allah’tan başkasına yemin caiz değildir. Yemin harfleri “B”, “V” ve “T” dir. Vallahi, Billahi, Tallahi gibi. b) Allah’ın sıfatlarından bir sıfatla yemin etmek. Allah’ın sıfatları üç kısımdır: 1. Örfde bu sıfat ancak Allah için kullanılır. (Allah’ın izzeti, azameti, celâli ve kibriyası hakkı için gibi) Bu sıfatlarla yapılan yemin muteberdir. 2. Allah ile Allah’tan başkaları hakkında da kullanılan sıfatları. (Allah’ın kudreti, kuvveti, iradesi, rızası, hakkı için gibi.) Bu sıfatlarla da yapılan yemin muteberdir.

Eserde tam bağlamı aç →
SUFFA MECLİSLERİ İLMİHÂL MÜFREDATI · S. 473

lumumuzda revaç buluyor. En ufak meselelerde dahi yemin üstüne yemin etme alışkanlığı, farkında olmadan büyük günahlara girmeye de bir sebep oluyor. Bundan dolayı yemin etmek, dinimizce yasak olmasa da ikna etmek için çokça baş vurulması hoş görülmüyor. Ancak yalan yere vaatlerde bulunan ve bunu Allah’ın ismi üzerine yapan kimseler, Kur’ân-ı Kerim’de birçok kez tedip ediliyor. İslâm fıkhı, bu tür yemin etmeyi ‘yemin-i gamus’ olarak nitelendirmiş ve kefareti geçersiz sayılarak doğrudan günah olarak adlandırılmıştır. Cenab-ı Hak, Âli İmran Sûresi’nin 77. ayetinde: “Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir pahaya satanlara gelince; işte bunların ahirette bir nasibi yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.” buyuruyor. Yeminin Müslümanın hayatında önemli bir yeri vardır. Ağız alışkanlığı ile yemin kastı olmaksızın kullanılan yemin lafızlarının dışında bilinçli olarak yemin eden Müslüman, ya söylediğine Allah’ı şahit tutmuş olmakta veya Allah’a söz vermiş bulunmaktadır. Dolayısıyla dinen geçerli bir mazeret bulunmadığı sürece yeminine bağlı kalmak durumundadır. Kur’ân-ı Kerim’de, verilen sözlerin yerine getirilmesi hususunda sıkı talimatlar verilmektedir. Hiç şüphesiz bağlı kalınması ve yerine getirilmesi gereken sözlerin başında bir şeyi yapma veya yapmama tarzında Allah’ı şahit göstererek yapılan yeminler gelir. Çünkü bu yeminlerle kişi Allah’a söz vermiş olmaktadır. “Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi…

Eserde tam bağlamı aç →
İLM-İ HÂL · S. 288

ORUCU BOZAN VE KEFARET GEREKTİREN HALLER: Ramazan ayında, oruca niyet edip oruçlu olduğu halde, bile bile gıda veya gıda yerine geçen ilâç ve benzeri şeyleri yemek, içmek, sigara içmek, cinsî münasebette bulunmak, oruçlu iken oruçlu olduğunu unutarak bir şey yiyip içtikten sonra oruçlu olduğunu hatırladığı halde orucunun bozulmadığını bilmesine rağmen yemeye ve içmeye devam etmek hem orucu bozar, hem kefaret gerektirir. Kısaca, kasten veya bir bahane bularak, özürsüz olarak yiyen, içen ve cinsî münasebette bulunan kimselerin oruçları bozulur. Böyleleri için, hem «kaza», hem «kefaret» gerekir. «Kaza»: Ramazan ayı geçtikten sonra, bozulan orucu, iade etmek demektir. «Kefaret»: Ramazan ayı geçtikten sonra, kasten orucunu bozmanın cezası olarak 60 gün, ara vermeden, peş peşe oruç tutmak demektir. Bu, «Ramazan orucunu kasten katletmenin» cezasıdır. Bu orucu, tutmaya gücü yetmeyen müminler, «altmış fakiri», sabah ve akşam yemekleri yedirmek (yahut fidye vermek) suretiyle bir gün doyurmak zorundadırlar. Aksi halde günahkâr olurlar.

Eserde tam bağlamı aç →
İLM-İ HÂL · S. 391

«Vakfa dair» olmak üzere, vakfeden kimsenin isteklerini ve şartlarını havi olan vesikaya «vakfiyye» denir. Bu vesika, hâkimin tescilini ihtiva edince «vakfiyye-i müseccele» (tescil edilmiş vakıf vesikası) adını alır. Vakfın işlerini, şeriat ölçülerine ve vakıf şartlarına göre yürütmek üzere tayin olunan kimseye «mütevelli» adı verilir. Bu kimse, ya «meşrutiyet» (yani, vakfın şartı) icabı mütevellidir veya böyle bir mütevellisi bulunmayan bir vakfa «mahkeme kararı» gereğince mütevelli tayin edilmiştir. Vakıf müessesesi, İslâm’ın müşfik ve merhametli bağrından doğmuş bir «sadaka-ı câriye» (devamlı sadaka) şeklidir. Bunlar, belli mal ve hizmetlerin “vakfiye”de belirtilen muhtaçlara, karşılıksız olarak intikal etmesini sağlayan hayır kuruluşlarıdır. Maksadı «maddî bir karşılık olmayan» ve sadece Allah’ın rızasını gözeten bir hususî teşebbüs yoludur. Nitekim vakfın kurucuları, yahut mütevellileri, hiçbir «maddî menfaat» alamazlar. Menfaat «manevidir ve sadece Allah’tan beklenir. Ancak, «vakfın geliri» ile vakfedilen mal ve mülk onarılır, çalışanların ücreti verilir, vakfın, hizmet imkânları arttırılır. İbn-i Ömer Hazretleri anlatıyor: «Hayber’in fethinden sonra, ganimetlerin taksiminde Hz. Ömer’e bir arazi, pay olarak düştü. Bunun üzerine o, Şanlı Peygambere şunu sordu: Ya Resûlullah, şimdiye kadar bana, böylesine güzel bir arazi düşmemişti. Ne yapmamı istersiniz? Şanlı Peygamberimiz, şu cevabı verdiler: “İstersen oranın gelirini tasadduk edersin.” Bu cevap üzerine, Hz. Ömer de satılmamak, hibe edilmemek ve miras bırakılmamak şartı ile o arazinin gelirlerini fakirlere, yakınlarına, esirlere, mücahidlere ve misafirlere tasadduk (sadaka olarak vakf) etti». (Bkz. M. Y. Kandehlevî, Hadîslerle Müslümanlık, cilt: 2, s. 743). Şu halde, İslâm’da «vakıf müessesesi», Şanlı…

Eserde tam bağlamı aç →
RESİMLİ MUHTASAR İLMİHAL · S. 185

. . SADAKA-1 FITIR (FiTRE) Ramazan ayında verilmesi vacip olan bir sadakadır. Nisaba malik olan her Müs~ ümana vaciptir. Fıtır sadakasının vacip olmasının şartları: Müslüman olmak, hür olmak ve asil ihtiyaçlarından fazla olarak nisab miktarı mala sahip bulunmaktır. Zekatta ol duğu gibi bu malın namı (çoğalıp üreyici) olması ve üzerinden bir yı l geçmesi şart değ il dir. Zekatın verildiği yerlere sadaka-i fıtır da verilebilir. Vacip olmasının vakti, ramazan bayramı günü tan - yerinin ağarmasıyl a, bayram namazı ndan ç ı kma zamanına kadardır. Vaktinden ewel verilmesi de caizdir.

Eserde tam bağlamı aç →
RESİMLİ MUHTASAR İLMİHAL · S. 181

ORUÇ AYRICA iKi KISIMDIR : 1- Geceden niyet icap eden oruçlar: Ramazanın kazası, nafileden bozulan ve gününe gün tutulan oruç, keffaret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır. 2- Geceden niyet icap etmeyen oruçlar: Ramazan ayı nda tutulan oruç, zamanı muayyen olan nezir orucu ve nafile oruçlar. Bunlara geceden niyet şart değildir. Gece niyet edilebildiği gibi , gündüzün kaba kuş­ l uğa kadar da niyet edilebilir. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nafileye veya başka bir vacibe niyet edilsin, oruç ramazan orucu olur.

Eserde tam bağlamı aç →
DELİLLERİYLE İSLÂM İLMİHALİ · S. 435

Ancak bazan yemine uyulması fert veya toplum maslahatına aykırı olur, yemin sahibini bir takım haramlara düşürecek nitelikte olabilir. Bu taktirde yemini bozup keffâret vermek gerekli olur. Meselâ; bir kimse borcunu ödememeye veya annesi ya da babası ile konuşmamaya yemin etse, bu yeminine uyamaz. Borcunu öder, ebeveyni ile konuşur, sonra keffâreti yerine getirir. Çünkü Allah elçisi “Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan daha hayırlısını görürse yeminini bozsun ve keffâret versin.” 128 buyurmuştur.

Eserde tam bağlamı aç →
DELİLLERİYLE İSLÂM İLMİHALİ · S. 433

Bir kimse; “Şöyle yaparsam kâfir olayım” veya “yahudi veya nasrânî olayım”, “Allah'ın kulu, peygamberin ümmeti olmayayım”, Allah'a iki diyenlerden olayım” gibi sözlerle yemin etse, durumuna bakılır. Eğer böyle bir sözü mücerret yemin niyetiyle ve sözüne güç kazandırmak amacıyla söylemişse bu bir yemin olur. Yemini bozulunca keffaret gerekir. Fakat bu sözü bununla kâfir olacağına inanarak söylemişse bu yemin olmaz, kendine tevbe ve istiğfar ile imanını ve evli ise nikâhını yenilemesi gerekir. Yemininden dönmüş olsun veya olmasın hüküm değişmez.

Eserde tam bağlamı aç →
04 / SORU–CEVAP DOSYASI

Ezber cevaptan
konu bağlantısına.

  1. S. 76 · KAYNAK SAYFA 7

    Mîzan ne demektir?

    Sözlükte “terazi” anlamına gelen mîzan, âhirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilâhî adalet ölçüsüdür. İç yüzü bizce bilinemeyen mîzan, dünyadaki ölçü aletlerinin hiçbirine benzemez. Tartıda iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek, hafif gelenler ise cehenneme gideceklerdir. Cehenneme gidenlerden mümin olanlar, işlediği suçun karşılığı olan cezayı çektikten sonra oradan çıkarılıp cennete girdirileceklerdir. (İlmihal I,T.D.V yay.,İst.1998, s.128)

  2. S. 107 · KAYNAK SAYFA 10

    Arasat ne demektir?

    kıyâmetin kopmasından sonra diriltilecek olan insanların, dünyadaki inanç, söz, fiil ve davranışlarından sorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahşer ve mevkif de denir. .(Dini Kavramlar Sözlüğü,D.İ.B.,yay.)

05 / İLGİLİ FETVALAR VE DELİL YOLU

Gündelik sorudan
delilin bulunduğu sayfaya.

Kısa fetva kaydı henüz yok; konu metnini ve Delilleriyle İslâm İlmihali’nin ilgili sayfalarını birlikte okuyun.

FETVA UYARISI

Bu sayfa genel öğrenme çerçevesidir. Boşanma, miras, sağlık, finans ve ibadet geçerliliği gibi sonuç doğuran şahsî meselelerde ayrıntılar eksiksiz anlatılarak ehil bir fetva merciine başvurulmalıdır.

SONRAKİ KONU / 16

Yaşlılık, bakım ve ehliyet

Hanefî yolu →
Kullanım kılavuzu ve SSSGizlilik politikasıDesigned byPixelvane